ATCOM

Baskan - Gazete Yazilari

Batı’da politik ve sivil savaş

 

Felaket tellallığını sevmem. Genelde güzel görüp güzel düşünmek isterim. O yüzden şahsi alanda idealistim. Ancak aynı zamanda bir akademisyenim. Rasyonel bilim felsefesiyle yetiştirildim. Elimdeki gözlemler, veriler, bilgiler ne söylüyorsa eğmeden bükmeden onu aktarmakla mükellefim. O yüzden kamusal alanda realistim. “Ben demiştim” gibi ifadelere de soğuğum. Çünkü yüz şey dersiniz, bir ikisi çıkar, onunla övünmek yersizdir.

 

Fahırlanmıyorum ancak bu sayfalarda yazdığım bazı şeyler gerçekten de çıkmış. Küresel krizde ikinci bir dalgalanın geleceğini 23 Haziran 2011′deki “Yunanistan, Batı medeniyetinin sonu olabilir…” adlı yazımda şöyle haber vermişim: “Yunanistan’a bir şey olursa benzer durumdaki Portekiz, İrlanda, İspanya ve İtalya’nın dizleri üzerine çökmesi aşikârdır. Hatta Yunanistan’a büyük miktarda borçlar veren Alman ve Fransız bankalarının da iflasın eşiğine gelmesiyle bu ülkelerle beraber tüm AB’de sistemik bir kriz doğabilir. Avrupa Merkez Bankası’nda birikmiş çürük Yunan devlet tahvillerinin pul haline gelmesiyle merkez bankası da büyük yara alır. Bu, AB projesinin buharlaşması demektir. Bu, kıyamet senaryosu gibi bir şey. Avrupa’daki bir fiyasko, onun okyanus ötesi uzantısı ABD’yi de sallar. Bu tür zincirleme bir reaksiyon, Batı medeniyetinin çöküşüdür.” Nitekim bir ay geçmeden Yunanistan merkezli zelzele, İtalya ve İspanya’yı salladı; hatta Fransa bile çembere girdi, piyasalarca AAA kredi notu sorgulandı; AB’nin ve Euro’nun geleceği tehlikeye düştü. Avrupa’daki bu olumsuz tabloya Amerika’nın AAA kredi notunun AA+’ya düşürülmesi eklendi ve piyasalar Batı’dan Doğu’ya adeta çöktü.

 

Aslında Batı’daki sallantının bir nedeni, lider sorunu. AB dağılmakla karşı karşıyayken bile inisiyatif alabilen güçlü bir lider yok etrafta. Merkel ve Sarkozy, çevrelerine ümit vermiyor. İkisi de devamlı topu taca atıyor, zamana oynuyor. Zira kendilerini şimdilik emniyette hissediyorlar. Kriz derinleşirse diğer AB ülkelerini yeni bir oluşumda “esir alma” derdindeler. Batı cenahının doğal lideri Amerika ise ortalıkta yok. Kendi iç hesaplaşmalarıyla uğraşıyor. 8 senelik Bush kâbusundan sonra bütün dünyada “beklenen kurtarıcı” olarak karşılanan Obama ise tamamen bir hayal kırıklığı. Obama, radikal sağcıların kuşatması ve dayatması altında devamlı mevzi kaybediyor. Erdoğan gibi diklenmeden dik duramadığı için büyük bir iktidar ve itibar kaybında. Nitekim küresel krizin derinleştiği günlerde, finans sisteminde radikal reformlar yapması beklenirken, çıkardığı yasanın lobiler ve muhalefet tarafından kuşa döndürülmesine izin verince, bu sayfalarda 9 Haziran 2009′da çıkan “Washington’da güç savaşları” adlı yazımda şu öngörüyü yapmıştım: “Obama, bir önceki çevreyi koruma kanunlarında önemli tavizler vermek zorunda kalmış, şimdi de malî anayasa değişikliklerinde ilk hedeflerden sapma istidadı göstermektedir. [...] Obama’nın seçim çalışmalarında 2 milyonun üzerinde gönüllü çalışmıştır. Obama, bu kadar büyük desteği, Washington’a çöreklenmiş çıkar gruplarını dizginleyeceği sözüyle almıştır. Obama’nın halk desteği hâlâ rekor seviyededir. Ancak halk, bu desteği Obama’nın kara kaşına, kara gözüne vermemiştir. Obama, ya Washington aslanı olacak ya da Washington kedisi. Arası bir şey düşünüyorsa, masallarda bile böyle bir yaratığın esamesi yoktur.” Obama, bu süre zarfında gerçekten de masallarda bile olmayan bir ucubeye dönüştü…
Borç limiti krizini aşmasına rağmen Amerika’nın kredi notunu kıran Standard and Poor’s (S&P’s), yayınladığı raporda Amerika’nın en büyük sorununun ekonomik değil, politik olduğunu vurgulamıştır: “Kararımız sadece Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında varılan anlaşmada gerekli tasarrufların az olmasına bağlı değil. Bizi daha çok kaygılandıran, bu anlaşmanın varılma biçimi. Partiler arasındaki ayrılık, olağanüstü bir şekilde derinleşmiştir ve ülke borçlanma limitinin artırılması tartışması sırasında politik çıkarlar uğruna iflasın eşiğine getirilmiştir.” Gerçekten de, Amerikan ekonomisi Washington’daki güç savaşlarının tehdidi altındadır. Amerikan hükümeti Kongre tarafından adeta hadım edilmiş, iş yapamaz hale getirilmiştir. Demokratlar, genel seçimlerde birinci parti olmuştur ama iktidar olamamıştır. Obama adeta Cumhuriyetçilere teslim olmuştur. “ABD’nin Taliban’ı/Hizbullah’ı” denen azınlık bir grup (Tea Party) kabadayılıkla isteklerini iktidara dayatmaktadır. Obama, bu uzlaşmaz muhaliflerin yasama sürecini kilitleme veya borç limitini yükseltmeme tehdidiyle aralık ayında Bush’tan tevarüs vergi kesintilerini uzatmış, baharda Libya harekâtına yarım ağız destek verebilmiş, ağustos ayında vergileri yükseltememiş, önemli kesintileri yapamamış, ülkenin geleceğini ve itibarını tehlikeye atmıştır. Obama, inisiyatif alamayan, dik duramayan, “geriden idare eden” bir lidere dönüşmüştür.
AMERİKA NASIL BU HALE GELDİ?
Amerika, şu an sanki bir politik ve sivil savaş alanı. Cumhuriyetçi radikaller hükümeti kilitlemek, krizi derinleştirmek, gelecek seçimleri almak, ne pahasına olursa olsun Obama’yı yok etmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Halk da bunun farkındadır. New York Times’ın yaptığı bir araştırmada, halkın yüzde 82′si Kongre’nin gidişatını beğenmemekte ve borç limiti tartışmalarında parti çıkarlarının ülke çıkarlarına değişildiğine inanmaktadır. Uzmanlara göre şu anki Kongre, Amerikan sivil savaşından beri en partizan Kongre’dir. Kör dövüşünden bıkan birçok Amerikalı, siyasetten ümidini keserken, geri kalanlar ise saflarını sıklaştırmaktadır. 2008 seçimlerinde 3.141 seçim bölgesinden sadece 400′ü el değiştirmiştir. Peki, Birleşik Amerika nasıl bu hale geldi? Nasıl partiler arası uçurum bu kadar derinleşti? Ülkede kutuplaşma neden tavan yaptı? Kimileri atalarını, kimileri inançlarını, kimileri anayasayı, kimileri yabancıları, kimileri teknolojiyi (Facebook ve Twitter), kimileri ise kendilerini suçluyor. Öze dönüş taraftarları bu sene Kongre’nin ilk oturumunda topluca anayasa okuma seansı düzenledi. Halbuki Amerika’nın kurucu ataları sistem bünyesinde çatışmayı sağlıklı görmüşler, hatta teşvik etmişler, ancak sonunda uzlaşmanın hakim olacağını düşünmüşlerdir. Bu yüzden sistemde güçler ayrılığı, fren ve denge mekanizmaları hakimdir. Yönetimde her bir birim diğerleri tarafından kontrol edilir. Demokrat ata babalar, hiçbir kamu kurumunun mutlak bir güç olmasını istememişler, başkanın yetkilerini oldukça sınırlamışlardır. Bugün Amerikan Kongresi’nde bir senatör mazeretsiz yasama sürecini kilitleyebilmekte ve demokrasiyi tamamen tıkayabilmektedir. Amerikan Kongresi’nde “grup kararı” almak mümkün değildir. Başkan, kendi partisinden bile fire verebilmektedir. Temsilcilerin tekrar seçimi başkanın inisiyatifinde değil, seçim bölgesindeki gücüne bağlıdır. Bu yüzden başkan geçici, Kongre üyeleri daimidir. Ömür boyu Kongre’de çadır kuran, oradan ebedi yolculuğa uğurlanan politikacılar vardır. National Journal’ın yaptığı araştırmaya göre, Obama’nın atama yaptığı yüzlerce pozisyon hâlâ boş durmaktadır, çünkü senatodan onay verilmemiştir. Küresel krizle mücadele eden Amerika Hazine Bakanlığı’nda birçok kilit pozisyon boş beklemektedir. Ayrıca eskiden on senede bir nadiren gözlemlenen yasama tıkanıklığı şimdi olağan hale gelmiştir. Mesela 2009′da Cumhuriyetçiler, önemli yasaların yüzde 80′ini bloke etmiştir. Rutin borç limitini artırma süreci tarihte ilk defa muhalefet tarafından akamete uğratılmış, hükümet iflasın eşiğine getirilmiştir. Amerika’nın en yumuşak karnı politik sistemidir. Azınlığın çoğunluk üzerinde tahakkümü vardır. Lenin, “Organize olmuş azınlıklar, organize olmamış yığınları yönetirler.” der. Bugün bir avuç Tea Party mensubu Amerikan hükümetini ve sağduyusunu rehin almıştır. Amerika’da iyi organize olan küçük gruplar, Tea Party, Evangelic, Yahudi, Ermeni ve Yunan lobileri, milli politikaları orantısız şekilde etkileyebilmektedir.
Bazılarına göre ise politikacılar arasındaki ayrışma tabandaki derin ayrışmanın yukarıya yansımasıdır. Amerika, bugün her konuda daha ayrışıktır. Mesela gelir adaletsizliği rekor seviyededir. Ülkenin en zengin yüzde 1′i 1970′lerde milli gelirin yüzde 8′ini almaktayken şimdi yüzde 20′sini almaktadır. Halbuki vatandaşın ortalama geliri 40 yıldır yerinde saymaktadır [hatta 2000 yılına göre yüzde 7 azalmış; 50 eyalette sadece kaynak zengini 5 eyalette artmış; diğerlerinde düşmüştür]. Daha kötüsü, bu krizin yükü eşit paylaşılmamıştır. Bugün beyazların ortalama geliri siyahlarınkinden 20 kat daha fazladır. Evlerini bankalara kaybedenlerin çoğu ya zenci, ya Hispanik ya da göçmendir. Kurtarma paketleri bankaları ve şirketleri kurtarmış, halkı açıkta bırakmıştır. Halk için gönderilen federal yardımlar, eyalet başkentlerinde kalmış, kırsala tozu bile ulaşmamıştır. Halkın tersine, Amerikan şirketlerinin kârları rekor seviyededir.
EKONOMİK KRİZİN YENİ FATURASI
FED tarafından basılan paralar borsaya akmış, zenginlerin hisselerini şişirmiştir. Bankalar ve şirketler nakit içinde yüzmektedir. Küresel şirketler sadece hasta Amerikan ekonomisine bağlı değildirler ve faaliyetlerini başka ülkelere taşıma tehdidiyle yok denecek kadar vergi ödemektedirler. Hatta bu hafta Amerika’nın en zengin adamı Warren Buffett, “Ben geçen sene yüzde 17 vergi ödedim, işçilerim yüzde 33-41 ödedi.” diyerek, bu adaletsizliğe işaret etmektedir. Dahası, Amerika’dan Avrupa’ya hükümetler kemer sıkma politikaları gütmeye başladığından, genellikle işsizlik sigortası, emeklilik fonları, sağlık yardımları gibi fakirlere yönelik programlar kırpılmıştır. Amerika’nın demografisi de değişmektedir. Amerika’da yaşlıların yüzde 80′i beyaz, yüzde 7′si Hispanik iken, gençlerin yüzde 21′i Hispanik kökenli. Göçmenler son on yılda yüzde 24 artmış, her yere yayılmıştır. Ekonomik sıkıntılar bazı yerlerde göçmenlerle gerilimlere neden olmaktadır. Arizona ve Alabama eyaletleri, göçmen karşıtı yasalara imza atmışlardır. Ayrıca beyazlar ve azınlıklar arasındaki eğitim farkı gittikçe açılmaya başlamıştır. 1990′larda eğitimi en yüksek ve en düşük şehirler arasındaki fark yüzde 26 iken, şimdi yüzde 34′e çıkmıştır. Krizden en fazla zarar görenler, düşük eğitimli kesimdir. Mesela, inşaat sektörü bu krizde çöktüğünden, bundan en fazla göçmenler ve azınlıklar zarar görmüştür. Bugün ABD’de gençler arasında işsizlik yüzde 24′lere kadar çıkmıştır; azınlık gençleri arasında bu oran daha yüksektir.
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi tezi “varlık barıştırır, yokluk dövüştürür” der. Dünya savaşı ve Soğuk Savaş varken ABD’de uzlaşma ve işbirliği yaygındı. O zaman dışarıda ortak düşman, içeride refah vardı. Amerika şimdi yokluk testinden geçmektedir. Hatırlanırsa benzer 1929 Ekonomik Buhranı 10 yıl kadar sürmüş, dünyayı ticaret ve koruma savaşlarına sürüklemiş, komünizmi ve faşizmi hortlatmış; Hitler, Mussolini, Franco ve Mao gibi radikalleri doğurmuş, II. Dünya Savaşı’na giden yolu hazırlamıştır. Bu kriz de, Amerika’da Tea Party, Norveç’te ırkçı katliam, Fransa’da Le Pen’i hortlatmıştır. İngiltere’de geçtiğimiz haftalarda görülen yağmalamalar, bu ülkenin görülmemiş kemer sıkma politikaları, gençler arasındaki yaygın işsizlik ve toplumdaki derin gelir adaletsizliğiyle yakından ilgilidir. Şimdilerde, her yerde radikaller cirit atmaktadır. Kovboylar Obama avında. Washington eğer kendine çekidüzen vermezse birlikten ayrılmakla tehdit eden, eğer tekrar para basarsa FED başkanını ipe göndermekten bahseden Teksas Valisi Rick Perry cebinde silahıyla başkanlık için Washington’a yürüyüşe geçmiş durumda. ABD, esasında bir birlik abidesidir. 200 yılı aşkındır 50 eyaleti savaşta ve barışta bir arada tutabilmiş ve tek bir millet olabilmiştir. Ancak kurtlar şimdi içeriden kemirmektedir. Tabiat işte…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>